11 Mart, 2012

Daha güzel bir yaşam istiyor :)

02 Mart, 2012

O BENİM DÜNYAM


      Uzun zamandır onu arıyordum. Bana ancak her zaman gittiğim kelepir yardımcı olabilirdi. Eski bir Amerikan kasabasında ufak Çin malları satan dükkan misali Beşiktaş'ın ara sokaklarında sıkışan bir yerde saklıydı. Dükkan sahibi her ne kadar bir Çinliyi anımsatmasa da ikiziyle beraber ilginç bir düete hazırlanır gibiydi. Sözü fazla uzatmayayım; içime doğmuşcasına onu gördüm. Hınzır gülümseyişiyle  capcanlı karşımdaydı. Onca 45'liğin içinden sıyrılıp bana bakıyordu. O güne dek aldığım sayılı muhteşemliklerden biriydi işte. Onu kısa denecek bir sürede elde  etmemse bir tesadüf. O da bir tesadüf sonucu Dünya'ya düşmemiş miydi zaten? Ben o zamanlar anlamıştım. O hiçbir zaman buralı olmamıştı. Bir daha geri dönmemek üzere David Bowie'yle beraber uzak bir galaksiden gönderilmişti. Böyle mucizevi olaylar yaşandıkça insan aklı gidip gelmeye başlıyor. Bunun nedenini bana sormayın. Çünkü tanrılaşma yolunda atılan ilk adım ancak şehvete denk düşen bir hayranlığa tekabül edebilir. Bu putperestlik nedendir derseniz, bireyin kendisiyle barışma sürecinde kendini kandırmaya kaçan yanılgısıdır derim. Belki yaşayacağı en güzel düştür, diye ekleyerek. O düş ki o kadar tatlı. Ve o tat ki bir o kadar günah. İşte Ajda, aynı "Bir Günah Gibi!"
 80'ler Türk insanını bireyselleştirmemiş ancak bencilleştirmişti. Ajda da bizim en bencil olduğumuz, belki de en "ben" yanımız oldu. Belki o yüzden seveninin yanında sevmeyeni de var. Bizdenmiş gibi yapan ama asla biz olmayan. Bir zamanlar kendinin sıkça kullandığı deyimle bir "olay"a tekabül eden tek yaratık. Garbo'ya taş çıkartacak kadar pervasız, soğuk ve kesinlikle vazgeçilmez. Geri dönüşümü olmayan yegane organik madde( doğaya katkısı eşcinsellerce onaylanmış). 30 Haziran 2007 tarihli Gloria Gaynor konserine düet yapmak için sahneye çıkmış uluslararası tek sanatçı. O konser ki gittiğim ilk Ajda Pekkan konseri. Bu kadar hayranlığa inat, onu görmemeye direnmiş bünyenin beklediği eşsiz gece. O geceden haftalar sonra onu yine kendi tarzıyla Bambaşka Biri'ne dönüştüren konseriyle karşıma çıkaran. Ben miyim bu kadar şuursuz olan yoksa öldüğü gün bileklerini kesecek tek akıllı. Bazen yaptığı akıl almaz laflara ve bazı albümlerine rağmen ayakta kalmayı hak etmiş ender şarkıcılardan biri Ajda Pekkan. İlla bir hayranlığa değil belki, ama saygı duruşu şart koşulan tek militarist göndermeli rol model. Onu ikon yapan da bu olsa gerek.
Umutsuzluğun ve haykırışın birbirini kovaladığı bu çılgın dünyada, bana seslenen sayılı isimlerden biri oluşu kafamda yer etmesi için yeterli. Son gittiğim konserinde "We Are Family" (Biz Bir Aileyiz) şarkısını söylemesi ise bizi nasıl camiaya dahil ettiğinin sayısız örneklerinden sadece biri. Öyle bir aile ki farklılığıyla yenik düşmüş, kapsama alanı dışında tutulmuş ama her daim yüreğinde umut taşıyanların  dili, sözü, yansıması. Tabii ki bütün bir ezilmişlik bir şarkıcının söylediği şarkılarla ortadan kalkmaz. kendisinin de itiraf ettiği gibi önceleri sadece kariyer için tırmanma basamağı olarak gören ünlü "cover"ların, yarın bir gün karşısına örgütlü bir kitleyi doğuracağı kimin aklına gelirdi. Bence içimizdeki en bilinçli gönüllü hep o oldu. Yıllar geçtikçe her yaşın ayrı bir güzelliği -belki donup kaldığı kendi görüntüsü dışında- olduğunu belirten ve tartışmalardan bunaldığımızda bazı şeyleri sadece yazarak kağıda dökmenin en akıllıca şey olduğunu söyleyen olgun rehber.
Belki bugün yanı başımızda binlerce kişinin katledilmesine neden olan "Petrol"  savaşları, seneler önce ancak bu kadar ti'ye alınabilirdi onun sesinden. Kimine göre fiyasko, kimine göre hakkı yenmiş uluslararası bir ayıp olarak anılarımıza yer eden ünlü Erovizyon şarkısına verilecek en büyük yanıt 5 sene önce tanıştığım yakışıklı bir İsraillinin bana dinlettiği "Pet'r Oil" ile son buldu. Israrla onun bir transseksüel olduğunu iddia etmesiyse cabasıydı. Ne önemi vardı ki, o baştan ayağa bir dönüşüm süreci değil mi? Marilyn sadece hikaye! Ajda ne cinsel ne de sosyolojik açıdan bir gerçekliğe oturtulamyacak kadar farklı bir şey. Klasman dışı kalmış tek birinci. Belki sözcüklerin anlamını boşaltan ve geriye bıraktığı sessizlikle keyfine bakılan. Ondan sonrası tufan.
Duygu Asena öldüğünde aklıma gelen ilk ismin o olması da ayrı bir tesadüftür. Niye tesadüf olsun ki, aynı sınıfın farklı dallardaki eylemcileri değil miydiler? İnsanların aklına yaş kriziyle gündeme gelen bir kadın görüntüsü verip, devrimciliğe gizliden gizliye yardım ve yataklık etmesi yine eşsiz bir kamuflaj ustalığı değil midir? O ustalık sayesinde bugünlere kadar gelmedi mi zaten! belki o da 80'lerden sonra biraz yoruldu. Ama yaştaşı Tina Turner "Simply the Best" (Tek kelimeyle En İyisi) göndermesiyle ona saygıda kusur etmedi. O saygı ki Avrupalı yaverleri olan Mina ve Dalida es geçilmedi.
Hep sorulur, sizin için ne yaptı diye? Bizim için veya birileri için bir şey yapması gerekmiyordu ki. O sadece o oldu ya da "O" olmaya çalıştı, çalışıyor. Her şey bir yana, hayatta kim çıkıp da ( Madonna hariç) yerel bir ağızdan "kendiniz olmak için çaba sarf edin" derdi. Bu bile kendi yatırımını devamlı birileri için ya da bir şeyler için tüketen insanlara verilecek en iyi cevaptı. Ya da bir devrimci deyişiyle buırjuva yozluğuydu. Adolf Hitler "insan ancak anlamadığı bir fikir uğruna ölebilir" derken haksız değildi. O yüzden ardına milyonlarca akılsızı taktı. Ve biz kendimiz olma uğruna sokağa çıkarken Ajda şarkılarını söyledik. Çünkü biliyorduk ki, her şeye rağmen hayatta kalıp, yaşamımızı sürdürmek en kutsal görev. O görev bilinci "başım yukarıda meydan okuyorum sana" dizelerini sadece giden sevgiliye değil, otorite diye atfedilen her türlü dogmaya, ayrımcılığa, kısaca sistem dediğimiz olguya karşı söyletti ve söyletiyor. Bunu seslediren kadının sadece önüne rast geldi diye şarkıyı repertuvarına kattığını düşünmek, "olay"ı hafife almaktan öte bir şey değildir.
Elbette Sezen Faktörü unutulmamalı. Ajda ne kadar bir düş ise Sezen bir o kadar acı, kati ve gerçek. Sezen'i inatla dinlemememin bir nedeni de budur. Çünkü Ajda bir ütopya. Ve bir ütopya ancak bir düşe tekabül edebilir. Gerçekleşmeme imkanı büyüktür ama sizi ayakta tutar ve insana bir dinamizm katar.  Üst orta sınıf geylerin vejetaryenlikten tutun, yoga, thai-chi, fenkşui gibi şeyleri ülke ortalamasına göre "trend" geliştirmesi bundandır, kısaca bir Ajda göndermesidir. Biz birçok yeniliğe de onun sayesinde kulak misafiri olmadık mı? Son konserlerindeki Daft Punk esintili dijital gerçekçilik sizce de bir tesadüf mü? "Tarih yazgısı bir olay mahsulü mü yoksa insanın da etken olduğu bir olgu mu" klişe sorusuna verilecek; "Ajda bunu geçecek bir gerçeküstücülüğe sahiptir" cevabı olacaktır. Çünkü ışık hızıyla zaman aşımına uğramış bir durağanlıktadır. Böylece hayata kendi zamanını katmıştır. Biz ona "Ajda Çağı" diyoruz. Onun armonisi ancak onunla aynı yazgıyı paylaşanlar tarafından duyulabiliyor. Belki o yüzden artık sınırlı bir dinleyici kitlesine hitap edip gittikçe daralıyor ve daraldıkça daha bir ışık saçıyor. İşte ben o ışığı izlemeye devam edeceğim, ne zamanki bir kuyruklu yıldız olup onunla aynı kara deliği paylaşana kadar.