21 Şubat, 2012

Takasın bir kırmızı kurdele





1 Aralık, Dünya AIDS'le Mücadele günü. Bugünü bu kadar anlamlı kılan şeyse bu hastalık yüzünden sayısız insanın ölmesi. Yalnız bu hastalığı diğer hastalıklardan ayıran asıl şey, bulaşma yollarından bir tanesinin cinsel yolla olması. Hoş frengi, hepatit vs. gibi hastalıklar da bu şekilde bulaşsa da AIDS'in verdiği kurban bilânçosu geçen yüzyılın vebası olarak adını ilk sıraya yazdırmasına yetti de arttı bile. Ortaya çıkışına dair her geçen gün yeni iddialar atılsa da, ki bunların başında laboratuarda oluşturulduğu da var, AIDS'in bir eşcinsel (LGBT) hastalığı olduğu inancı akıllardan hiç çıkmadı! 

69 sonrası Avrupa'daki cinsel devrim yerini 70'lerdeki disko rehavetine bırakırken eşcinsel mücadele ilk günlerindeki heyecanını yitirmişti. O günkü korunma yöntemleri de sadece heteroseksüel çiftleri kapsadığından, üreme kaygısı gütmeyen eşcinsel bireyler korunma yöntemlerini kullanma gereği duymuyordu. Aynı zamanda görece rahatlık kitleleri kendi mekânlarına iterken vahim bir durumun insanlığı sınayan bir hale bürüneceği de bilinmiyordu. O vahim durum ise giderek sebebi bilinmez bir şekilde yükselen bir hastalıktı. Avrupa kıtasındaki ilk vaka 1978 yılında ortaya çıkarken, 80'ler bu hastalığın giderek arttığı ve yayıldığı yıllar olacaktı.
Şimdi işin sansasyonel tarafına geçelim. Neden mi? Çünkü AIDS pilot bölge olarak eşcinsel camiayı seçmişti. Bu bir tesadüf mü yoksa kasıtlı bir şey mi ona pek aklım ermez, ama 70'lerin disko kraliçesi Donna Summer'ın AIDS hakkında "Tanrı'nın eşcinsellere bir cezasıdır" açıklaması hiç geçikmeden gelmişti. Aynı açıklamanın eşcinsellerin bir cezası olarak Donna ablamızın kariyerini kararttığını da belirtelim. Hazır ünlülerden bu kadar bahsetmişken Rock Hudson'nın infial yaratan ölümünün hem gizli bir eşcinsel olarak kendisini hem de hastalığını dünyaya ifşa etmesinde önemli rol oynadığını ama hiçbir ölümün sanki akıbetinin ne olacağını bilircesine söylediği 'Too Much Love Will Kill You /Aşkın Aşırısı Seni Öldürecek' şarkısını dillendiren Freddie Mercury'ninki kadar hazin olamayacağını belirtmeden olmaz sanırım. Ünlü birçok eşcinselin bu hastalıktan ölmesi her ne kadar camia tarafından hastalığın sahiplenilmesini sağladıysa da ileride bu sahiplenme, AIDS'in sadece eşcinsel hastalığı olarak anılmasını kaçınılmaz kılacaktı.

AIDS'in cinsel yolla bulaşması ise 80'lerde yükselen yeni muhafazakârlığın tam aradığı şey olacaktı. Bu anlayış, virüsün beyaz heteroseksüel cemaate sıçrayana kadar Amerika'da Reagan, İngiltere'de Thatcher'ın AIDS hastası binlerce insanın ölmesine göz yuman politikalarının sürmesiyle devam etti. Bunun nedeni ise hiç kuşkusuz hastalığa yönelik sözde ahlâk anlayışı. Ahlâksızlık üzerinden türeyen bu hastalığın yayılımı ve yıkıcılığı halkın gözünde meşruluk kazanırken uzun bir süre gönüller ferah tutuldu, bu meşruluğu sağlayanlarsa gönül rahatlığıyla uyudu. Büyüklerimiz her şerde bir hayır vardır derler ya, tam da bu sırada hastalığa karşı ha tükendi ha tükenecek olan Amerikalı ve Avrupalı eşcinsellerin umutları yine onların örgütlenmeleriyle hem kendilerine hem harekete yeniden hayat verdi. Yurtdışında adım başı prezervatif satılmasının ya da eşcinsellerin malum günde loğusalı kadın misali kırmızı kurdelelerle dolaşmasının nedeni budur.
Yalnız işler ülkemizde aynı şekilde ilerlemedi. Türkiye AIDS vakalarını eşcinsellerle değil Rusya'dan Türkiye'ye gelip seks işçiliği yapmak zorunda kalan kadınlarla tanıdı. Yani tehlike gelmeden bize haber verilmişti. Onun için Türkiye'deki eşcinsel camia Avrupa ve Amerika'daki gibi AIDS gerçekliğini bu kadar sancılı yaşamadı. Bizi asıl tehdit eden şeyse AIDS'den çok, eşcinsellere yönelik şiddet oldu. 90'ların başındaki Türkiye eşcinsel hareketi her ne kadar AIDS mücadelesiyle ivme kazandıysa da asıl ivmesini şimdiki şiddet karşıtlığı politikası üzerinden gerçekleştirdi. Çünkü geçen zaman onu kamusal alana itti ve ister istemez kendine neden niçin gibi soruları sormaya yöneltti. Bu da AIDS'in ikinci plana atılmasına neden oldu. Türkiye'deki eşcinsel hareketin bu yanlılığı AIDS'i önemsemediğinden ileri gelmiyor aksine AIDS'in sadece eşcinsellerin değil tüm insanlığın bir sorunu olduğuna dikkat çekebilmek adına gerçekleşiyordu. Çünkü eşcinsel kimlik gibi yaşamın her alanında varlık gösteren, farkındalık yaratan ve bunla beraber kendini tekrar yenileyen bir duruşun sürekli AIDS'le anılması AIDS gibi bir sağlık sorununun asıl nedenlerinin görmezden gelinmesine ve marjinalleşmesine neden oluyordu. Hâlbuki sorun Hıv+veya Hıv-olmak değil, bunu damga gibi üzerimizde "sadece" bizim taşımamızdı. Ayrıca eşcinsellerin yaşama dair birçok gündemi varken 1 Aralık'ta "sakınılarak" anılmaları mevcut olan önyargıları pekiştirmekten öte bir yere varmıyordu.
Türkiye'deki lezbiyen, gey, travesti ve transseksüeller zorunlu seks işçiliğine; 1 Aralık'larda homofobik program anlayışını ilke edinmiş sevgili medyamızın televizyon kanallarına ve bu kanallara çıkarılan profesörlerin eşcinsellere veryansın edercesine AIDS hakkında konuşmasına hayır diyor. Çünkü AIDS hepimizin sorunu, güvenli cinsel ilişkiye girmekse karşımızdaki kişiye değer verdiğimizin en belirgin yolu. O yüzden sorunu paylaşmak adına bir kırmızı kurdele de sen tak!


1 yorum:

  1. 27.11.2005 tarihinde Radikal İki'de yayınlandı.

    YanıtlaSil