21 Şubat, 2012

Ödenmeyen Adisyon





Birçok insana göre üzerinden çok uzun zaman geçmiş bir hadise ya da gereksiz bir ayrıntı. Belki bizim bildiğimiz ama birçok insanın bilmediği bir dolu gerçek. Peki, bizim bilip de birçok insanın bilmediği ne olabilir!12 Eylül döneminde Bülent Ersoy'a ve kendi gibi insanlara getirilen sahneye çıkma, sokağa çıkma kısaca yaşama yasağı bu ülkedeki insanların bilmediği, bilmek istemediği ya da yüzleşemediği gerçeklerden biri.

Show TV'de yayınlanan Can'lı Hayat programına tüm hayatını anlatan Bülent Ersoy'un açıklamaları, gündeme bomba gibi düştü. Sahneye çıkamadığı dönemde "şu anda bir partinin genel başkanı olan kişinin" kendisine bu yasağı kaldırmak için o dönemin parasıyla trilyona tekabül eden bir fiyat teklif etme iddiası, bombanın pimini çeken açıklama oldu. Bu olaya o dönemin valisinin ve meşhur mafya babasının karışmış olması ise gazetelerde ikinci Susurluk skandalı olarak yorumlanmasına yol açtı. Birçoklarına göre kuru gürültü ve magazinsel bir olaymış gibi gelen bu olay, bizim için geçmişin karanlık bir yüzüydü.12 Eylül'ün sadece solculara kesilen bir fatura olmadığı aksine solculuğun yanından dahi geçmeyen birçok insanı da hedef aldığını yine birçok insana hatırlatan bir olaydı. Zaten Bülent Ersoy'a da sahne yasağı devrimci olduğu için değil, transseksüel olduğu için gelmişti. Aslında buradan transseksüel kimliğin zaten devrimci bir varoluş olduğu ikilemini yaratarak yasakçı gerek-çenin meşruluğuna varabiliriz ama bu o dönemdeki birçok travesti ve transseksüelin neden katledildiği sorusunun önüne geçmez.

Bülent Ersoy'un sahne yasağı 1988'de kalktı ve devlet onla beraber tüm gacılara kadın kimliği verdi. O yıllarda yaşanılan olayların sorumlusunun ülkeyi ele geçiren bir dolu asker olduğunun düşünülmesi ise çok cahilceydi, özellikle bizim gibi kadınlara yapılanlara bakınca. Bunun halk eliyle gerçekleştirilmiş genel bir operasyon olduğunu düşünüyorum. Neden derseniz, tüm bu olanlara sadece Bülent Ersoy'un maruz kaldığını zanneden Türk halkı, Habitat sırasında gerçekleşen Ülker Sokak kıyımına da ses çıkarmamıştı.12 Eylül darbesi herkesi vurdu ama bize yapılanlar hep göz ardı edildi. Halk bu yapılanlara karşı hep sessiz kalmak istedi çünkü sessiz kalmak onayl-manın en masum yanıydı. Bu olayın, bir şarkıcının 25 senelik bitmemiş bir pazarlığı olduğunu düşünen halkımıza, bizim için 25 senedir ödenmeyi bekleyen bir adisyon olarak baktığımızı kıvançla belirtiriz. Açıkçası Bülent Ersoy'un bu yaştan sonra Gacı'ya ya da herhangi bir Eşcinsel organizasyona katılacağını düşünmüyorum ama bu ülkede yaşamın her alanından soyutlanan insanlara uygulanan vahşeti seneler sonra gözler önüne sermesi, her ne kişisel menfaat üzerine olursa olsun, önemlidir.

Babam ve babam gibilere gelince, onlara göre bu açıklama gündemi işgal etmek için iktidardaki hükümete alet olmuş bir dönmenin hezeyanıydı. Çünkü tam o sırada memur zamları görüşülüyor ve sendika başkanlarının kıyasıya yaptığı pazarlıklar sonuçsuz kalıyordu. Elbette ki devlet himayesinde çalışanların çektiği ekonomik zorluklar önemliydi, peki ya bizlerinki? Bizim gibi kadınlar değil memur, işçi, bu ülkenin vatandaşı dahi değil. Darbe sırasında çıkarılan bir yasa "kadın kıyafetindeki erkeklerin gayri ahlaki davranış göstermesini " bir gerekçe göstererek tüm travesti ve transseksüelleri toplatmıştır. Bize şu an iş vermeyen zihniyet, o zamanki yasakçı zihniyetten farksız değil. 1980 darbesinde çıkarılan yasakların en önemli yanı, bu topraklarda yüzyıllardan beri görmezden gelinen, görünür olduğunda da bedelini ödeyen biz travesti ve transseksüellere yapılan zulmü en net şekilde ortaya koymasıdır. Magazinsel bir olay vasıtasıyla da olsa gündeme gelen "sahneye çıkma yasağı" adı altında gerçekleşen gacı avı, gecikmiş bir politik yüzleşmedir. Bülent Ersoy bu olayı hangi menfaatine denk düşürdü de güncelleştirdi bilmiyorum ama şu dedikleri aklımdan çıkmıyor: "Ben yalan bir şey söylemiyorum, yaşadıklarımı anlatıyorum."

Zorba zihniyet örgütlü örgütsüz demeden, toplum gözünde sevilen bir kişi olup olmamamıza bakmadan hepimizi ezip geçiyor. Seçim senin bacım, bu topluma ister kendini sevdir ister sevdirme ama kendin için mücadele etmediğin sürece, kraliçe bile olsan giyotine gönderiliyorsun. Unutma, Marie Antuanette de kraliçeydi!

1 yorum: