21 Şubat, 2012

Gacı'nın Adı Duygu





Bazı insanlar için adıyla müsemmadır derler. İşte onlardan biriydi Duygu Asena. Kendisiyle ilk, Pınar Selek'in bir davasında karşılaştım. Duruşma saatinin uzaması onunla iki dakika da olsa konuşabilmemi sağlamıştı. Daha sonra onu 2004 eşcinsel onur haftası etkinliklerinde konuşmacı olarak gördüm. Buradan o organizasyonu hazırlayan herkese tekrar teşekkür etmek istiyorum. Ben ve benim gibi bir çok arkadaşa onunla tanışma imkanı sağladıkları için.

Feministler için, gacıların en birincil müttefikidir derler. Yalan da sayılmaz. Fakat zamanla birbirimize teorik bilinç aşıladığımız toplantılarda, aramızda garip bir mesafenin olduğunu farkettim. Hani bazı şeyler iyi bir amaç için yapılır ama havada kalır ya, işte bizim buluşmaların da biraz öyle olduğunu düşünürüm. Belki o yüzden beraberliklerimiz bana biraz zoraki gelir. Hoş, yapılan bir çok atölyeyi hiçe saymamak lazım. Ama Duygu'yla yaptığımız o tek bir söyleşi, adı gibi sıcak ve içten geçmişti. Gönüllü beraberliklerde üslubun büyüklüğüne hep inanmışımdır. Ne de olsa benim gibi küçük orta sınıf bir yaşantıya hapsolmuş oğlanlar için Duygu Asena, Ajda Pekkan'dan sonra ikinci adresti.

Özellikle kentli kadının hayata dair sorunlarını anlatan Duygu, başta yandaşları olmak üzere bir çok kesimden tepki aldı. Ne ilginçtir ki, eleştirilere rağmen "Kadının Adı Yok" kitabı 50 küsur baskı yaptı. Demek ki sorun sınıfsal olduğu kadar kişiselmiş de! Tarlada ırgat gibi çalışıp koyun gibi satılan kırsaldaki kadının varlığı elbette yadsınamazdı ama kent denilen ormanda 9'dan 5'e amazon misali savaşan kadının varlığı da bir o kadar görmezden gelinmemeliydi. O gerçekliğin su yüzüne çıkması bir Duygu Asena başarısıdır. Aynı Duygu'dan sözde ekonomik özgürlüğünü kazanmış bir çok kadının ki, buna annem de dahil, neden kocasından hala dayak yediğini duymak beni hem hüzünlendirdi hem sevindirdi. Çünkü yaşanan çelişkide yalnız olmadığını bilmek, kurtuluşa varmanın ilk adımıydı.

"Paramparça" adlı son kitabı kapalı iki erkek eşcinselin aşk hikayesini konu alıyordu. Bu sayede ona olan yakınlığım bir kez daha arttı. Halbuki böyle bir kitaba başlama niyeti olmadığını söylemişti bize. Israrcı bir geyin kendi hayat hikayesini Duygu'ya anlatma arzusu, onu bu kitabı yazmaya yöneltmiş. Çünkü Duygu yıllardır kadın kimliğine dair söz üretirken, aslında kendisinin bile farkına varmadığı bir kitlenin sözcüsü haline gelmişti. Duyguya duyulan nasıl bir güvendir ki, insan kendi saklı yaşamını ortaya çıkarmak için ısrarla onu arar. Sanırım bu, akıllarda Duygu Asena arayışını ve camiamızda bir fenomen oluşunu açıklıyor. O şimdi bizim en masum suç ortağımız.

Elbette kafasında lubunya varoluşuna dair bir çok soru işareti vardı. Hatta 80'lerin başında kendisiyle beraber bir çok feministe "yakıştırılan" çirkin lezbiyen tamlamasından çok rahatsız olduğunu ama sonraki yıllarda eşcinsel zannedilmenin onu sandığı kadar rahatsız etmediğini bizle paylaşmıştı. Her "cool" kadın gibi ne çelişkiden geri kaldı ne çoğaldı övgüden, ne azaldı yergiden. Sanırım 90'lardaki eşcinsel hareket feministlerin üzerinden bir yükü almış oldu. Kitle kendi hakkına biraz olsun sahip çıkınca, sözde küfür muhatabını buldu. Birilerinin "aklanması" küfrün gerçekliğini ortadan kaldırmamışsa da mücadele zinciri daha bir güçlendi. Şimdilerde bu iş birliğinin meyvelerini yiyoruz.

Her şey bir yana, Duygu Asena, kadının sadece kamusal alandaki yokluğuna işaret etmekle kalmadı, yok sayılan cinselliğinin tam ortasına spot tuttu. Bugün bile sözü edilen konuların binde biri için yazmak muzır neşriyata takılıyorken (Kaos GL'nin "pornografi" başlıklı son sayısı toplatıldı), 20 sene önce kadın cinselliğinden bahsetmek bir devrimdi. Belki onu bize bu kadar sevdiren bu korkusuz tavrıydı. Kısaca bize kendini en sade ve güzel şekilde anlattı. Bütün gacıların başı sağ olsun.

1 yorum:

  1. 2006 Ağustos ayı için Gacıistanbul dergisinde Duygu Asena'ya adanan bir yazı. Toprağın bol olsun Duygu!

    YanıtlaSil