21 Şubat, 2012

Baharı Bekleyen Kumrular Gibi





Baharın gelmesi birçok bayrama vesile oluyor. Bunlardan biri de 1 Mayıs. Yeni dünya düzeniyle birlikte muhalefetin de değiştiği günümüzde, 1 Mayısların "format" değişikliğine uğraması kaçınılmazdı. Bu değişikliği gerçekleştirenlerden biri kadın hareketiyken, bir diğeri eşcinsel hareketiydi. Peki, bu beraberlikte eşcinsellerin rolü neydi?
Bugüne kadar bütün ezme-ezilme şekillerini emek-sermaye çelişkisi üzerine kuran muhalif kesim, öteki içinde "öteki" yaratmaktan öteye geçemedi. Böylelikle erkeklik mitiyle vaat edilen devrim ütopyasının altı boşaldı. Bunu fırsat bilen ve en önemli vurgusunu ev içi emeğin görünmezliği ve emek sahibi olamama üzerinden gerçekleştiren kadın ve eşcinsel hareketi, burjuva iş birlikçisi görülmenin yılgınlığıyla bir süre sonra özelleşti. Fakat kadının fendinin ortaya çıktığı alanda, eşcinseller biraz daha bekleyecekti. Herkesin bir gün lezbiyen olacağı varsayımını bir yana bırakırsak, Suzanne Brogger adında Danimarkalı bir kadın gazeteci, ötelenen yüksek topuklu bacılarımıza dair şunları der: "Transvestitler iki cins arasındaki savaşta gerilla hizmeti yapıyorlar! Canlarını dişlerine takıp bu rolü oynamanın ceremesini çekmeyi göze aldıklarına göre, gerçek 'partizan'lardır onlar. Devrimci kromozomları vardır, tedavi edilmeleri de olanaksızdır." Bu alıntının yer aldığı makale 1973'te yayınlandı.
Türkiye'deki eşcinseller, özgürlüğü satın alabildiği sürece özgürleştiği Taksim merkezli ardı sıra açılan gey bar vb. mekânlara inancını yitirdiğindeyse, takvimler 1 Mayıs 2001'i gösteriyordu. Bu "çıkarmanın", yurtdışından gelen gey turistlerin Kuşadası limanına yanaştırılmama densizliğinin üstüne gelişiyse çok manidardı. Öyle ki, bunun etkisi bazılarına pek "yumuşak" geldi! İthal iktidarın yerlisine nazaran daha kurnaz oluşu eşcinselleri barlardan çıkarıp gemilere hapsederken Keynes'in, bireyciliğin kişisel özgürlükleri korumak için en iyi araç olduğu sözü, aynı iktidarın sağ kulağına hep küpe oldu. Bunu fırsat bilen bazı muhalif arkadaşlarımız sözde sermaye odaklı anlayışımızı eleştirmiş, New York sosyetesinin AIDS duyarlılığına sahip çıkan tavrının bir belirtisi olarak taktığı kırmızı kurdeleleri ti'ye almıştı. Aslında bu tavır eşcinsellerin sermaye yandaşlığından ileri gelmiyor, bugüne kadar ezilen bir kitleye kayıtsız kalan muhalif abilerimize sosyeteden kokulu birer öpücük mahiyeti taşıyordu. Elbette barlardan çıkan ve bir o kadar sahipsiz bırakılan sosyetik bir hareketin uyanık bazı girişimcilere malzeme olması kaçınılmazdı: "Türkiye eşcinsellik olgusunu şimdilik görmezden gelirken, özellikle turizm sektörünün bu konuda önünde bulunan fırsatın büyüklüğüne de gözlerini kapatmış durumda. Oysa eşcinsellik dünyanın her yerinde oldukça kârlı bir sektör durumunda. 'Pembe para'nın önemini kavrayan gelişmiş ülkelerde 'gay business', bir iş projesi olarak karşımıza çıkıyor. Bu çerçevede eşcinseller için ürün satan mağazalara kadar pek çok proje yaşama geçiriliyor." 2005 tarihli bir ekonomi dergisinin sayfalarını süsleyen bu sektör tüm borsa tahvillerini ne kadar etkiledi bilmiyorum ama bu anlayış birçoğumuza renkli hapishaneler sunmaktan ileri gitmedi.
Müziğin insanı burjuvalaştırdığının yanı sıra ayaklandırdığının da farkına varan 80'lerin materyalist kızlarının 2000'lerin devrimci bacılarına dönüşü, beklenmedik bir şey değildi. Hele kurtuluşu 1 Mayıs alanlarında aramaları hiç tesadüf değildi! Çünkü muhalif hareket artık sınıf atlamıştı. Türkiye yeni bir orta sınıf var oluşuna tanık olurken, işçi hareketinden geriye sadece feodal ahlâk anlayışı kaldı. Böylelikle heteroseksizm sorgulaması eksik kalan ama her fırsatta Amerika'ya s..tir çeken, Bush'a puşt yakıştırmasını ince bir mizah yeteneği zanneden zihniyetle zevksiz ilişkilere girmek, eşcinsel örgütlerin kaderi oldu. Hâlbuki ezberinde şoven erkek türküsü olmayan bu cahil güruh, bugüne kadar devrim yapmamış ama devrim olmayı hedeflemişti. Bu da devrime reformist gözlüklerle bakan eşcinsel örgütlerin yalnızlaşmasına neden oldu. Günübirlik eylemlerin tek gecelik beraberliklere döndüğü alanlardan geriye ise haz zincirine takılı sado/mazo haykırışlar kaldı. Efendileşen muhalefetin meni kokan methiyeleriyle köleleşen eşcinseller, artık bu tatsız fetişin bir an önce bitmesini istiyor. Çünkü bireysel kurtuluş olmadan başka bir dünyanın inşa edilemeyeceğini, edilse bile diğerinin türevi olmaktan ileri gitmeyeceğini çok iyi biliyorlar.
Not: Bireysel kurtuluş özel alan politikasıyla mümkündür, adresi ise hem kadın hem eşcinsel hareketidir.

1 yorum:

  1. 30.04.2006 tarihinde Radikal İki'de yayınlandı.

    YanıtlaSil