21 Şubat, 2012

Aşk Artık Burada Yaşamıyor



Eski erkek arkadaşımdan ayrılmadan önce onu delicesine sevdiğimi söylemiştim. O da bana, halk olarak neyi akıllıca yapıyoruz ki demişti. Ben o zaman ne demek istediğini anlamamıştım. Anladığımdaysa o çoktan başkalarına yelken açmıştı. Demek ki olgunlaşma bazı ayrılıkları mümkün kılıyormuş. Böylece ahlaki olanla olmayan arasında bir özerklik oluşuyor. Belki o yüzden birçok şeyi algılamam vakit aldığı kadar sancılı. Halbuki eşcinsellerin ne bu süreci ne de sancıyı çekecek hali kaldı. Çünkü bu ayın sonunda yani 31 Ocak'ta Lambdaistanbul'un kapatılma davası var. Savunmamıza milyonlarca gerekçe sığdırabilecekken davanın açılma gerekçesi bile tüylerimi ürpertiyor. Oysa bazılarımız muhafazakârlıkla paçayı kurtardı bile. Acı olansa yalnız kaldığımız kadar yalnızlaştırılmamız.

Batıyı jakoben bir dille benimseyişimiz birçok aydın tarafından eleştirilirken biz, nefret cinayeti sonucu ölen arkadaşlarımıza retorik yağdırıyorduk. Fakat ölümün retoriğinden daha güçlü bir retorik olmadığını çok sonra öğrendik. Biz ne McDonalds'ların önünde öpüşme eylemleri yaptık ne kiliseleri bastık. Fakat medya sansürüne (hâlâ süren) rağmen gerçekleştirdiğimiz geçen yazın onur yürüyüşüne, binlerce arkadaşımızla katıldık. Amacımız boy gösterme uğruna boyumuzun ölçüsünü almak değildi. Kıtalararası bir hükümle vücudumuza nakşedilen 101 bıçak darbesini deşifre etmekti. Özgürleşme adına kullandığımız taklit terminolojisinin bize sağladığı faydaysa cabas

Halbuki 2007 genel seçimlerinde bazılarının dinlendirdiği "hepimiz farklı deliklerdeyiz ama bir çukurdayız" söylemi doldurulduğu alan kapsamında bizleri alan dışı bırakmayı bilmişti. Baskın Oran'ın adaylığı birçoğumuz için ümitken birçokları için kurtlar vadisindeki kuzuydu. Ne yazık ki hezimeti benzetmemi haksız çıkarmadı. Tek kutuplu dünyaya yakışan bir edayla kurulan yeni hükümet, çarpık demokrasisiyle bizleri selamladı. Bu selamlayışın ÖDP eski genel başkanı Ufuk Uras'ı kapsaması ilginçti. İstanbul ikinci bölgeden Baskın Oran'ın seçilmemesi ise biz eşcinsellere bir AKP değil, DTP kazığıydı. Türkiye'deki eşcinsellerin aday olarak birini ilk kez desteklemesi "destek gerektiren" bir çabayken bunun başka bir öteki ihtirasına kurban gitmesi trajikti.

Aslında bu gibi şeyler bizlere yabancı değil. 1984'ün ünlü yazarı George Orwell'ın bir röportajındaki kaygıları, şimdinin muhaliflerine ayna tutar nitelikte: "Sosyalistler nerede biraraya gelse, orada çatlakların korkunç (gerçekten endişe verici) sıklığı ortaya çıkar. Kimi zaman insan, sadece sosyalizm ve komünizm kelimelerinin bile İngiltere'deki bütün yumuşakları, nudistleri, seks manyaklarını, Kuaker'ları, doğal tedavici şarlatanları, pasifistleri ve feministleri kendine çektiği izlenimine kapılır." Neyse ki bazı çağdaşları bu anlayışa karşı bir özeleştiri geliştirebildi. Bunlardan biri eski bir aktivist olan Geoff Merideth: "1970 devriminde başarılı olsaydık pek çok sorun yaşardık. Yeni bir toplumda yaşamaya, yeni insanlar olmaya hazır değildik. Özellikle cinsiyetçilik sorunuyla yani içimizdeki domuzla mücadele etmemiştik."

Ayrımcılığın dünyanın tüm ezilenlerini değil ama tüm zalimlerini birleştirdiği kesin. Bu kanlı yazgıyı değiştirmek için direnç gösterenleri ti'ye almaksa eril medyanın şanında yatıyor. Böylelikle eşcinsel hareketin bir metamorfoz yaşaması şart oluyor. Bunun tezahürü kendi medyamızı oluşturmakta mı yatıyor, bilmiyorum. Kartelleşen ve gittikçe erilleşen medyada oluşturulan alternatifin ne kadar alternatif olacağını da takdirinize bırakıyorum. Ancak bu dayatmalar, gece yarılarına terk çengelli iğneleri, canı yanan cahilleri, adamlaşan nemrut virjinleri izlemenize engel değil. Elbette bizi yok saymanıza da!

1 yorum:

  1. 27.01.2008'de Radikal İki'de yayınlanan yazım.

    YanıtlaSil